17 Mart 2014 Pazartesi

Tasavvuf Yoluna Bağlanmanın Önemi


Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adı İle

İnsanın eğitim süreci Hz.Adem(a.s.) ile başlamış ve kıyamete kadar devam edecek olan bir süreçtir.İlk eğitim, daha dünyaya inmeden evvel Hz.Adem ve tertemiz eşi Hz.Havva'ya, şeytanın nasıl bir düşman olduğunu anlatmak ve insanın kendi nefsine uyunca neler kaybedeceğini göstermek amacı ile meşhur meyvesi yenmesi yasaklanan ağaç olayı ile verilmiştir.


Dünyaya iniş ve imtihan olma sürecinin başlangıcı ile birlikte uyarı ve peygamberlik misyonu da başlamıştır.Yaşanan hayatın çekiciliği, nefsin hazır olan lezzetlere duyduğu haz onu erdemlerden geri bırakmakta ve uzun emelli olmaya sevk etmektedir.Öfkesine ve şehvetine tabi olan insanın her geçen gün biraz daha dünyaya bağlılığı artmakta ve artan hevesini tatmin için daha çok çaba göstermektedir.Bu ise insanın zulüm etmesine sebep vermektedir. Kişi kendi arzularını elde etmek için aklını, gücünü ve diğer yeteneklerini devreye sokmakta ve hile, desise, yalan, iftira, öldürme, aç bırakma vb. yollara başvurmaktan çekinmemektedir.Aklı, heva ve hevesinin elinde adeta bir köle olmaktadır.Adeta aklın ve vicdanın önü bir perde ile örtülmüştür.

Peygamberler (a.s.) işte bu durumdan insanları kurtarmak ve onları kemallere yöneltmek için gelmişlerdir.Onlar insanoğluna sunulan en büyük nimetlerdendirler.Varlıkları ile alemi şereflendirmiş ve her asra damgalarını vurmuşlardır.Bu gün dünyanın neresinde hayırdan ve iyilikten yana birşey varsa, bu onların irşadlarından kalan bir parıltıdır.

Bu cehd ve gayret yolunda nebiler yanlız olmamışlardır.Her devirde onlara destek çıkan ve yollarını sürdürmelerinde yardımcı olan kişiler muhakkak çıkmışlardır.Son peygamber, efendimiz ve rehberimiz Hz.Muhammed'in (s.a.v.) ahirete irtihalinden sonra her ne kadar nübüvvet sona ermişse de insanların terbiye edilmesi ve ıslah yolu kıyamete kadar devam etmektedir.Gerçek alimler peygamberlerin varisleri olarak bu vazife ile vazifelendirilmişlerdir.İnsanoğlu kıyamete kadar eğitime muhtaç olacaktır.
Bir insanın kendi kendine bir sanatta veya bir ilimde ustalaşması ve derinleşmesi, bir eğitmen ve hoca olmaksızın imkansızdır.Onun tecrübelerinden,göstereceği açılımlardan ve ona sunacağı eskilerin mirasından yararlanmadan kendi kendine uğraşmak hem çok zor,hem gereksiz ve hem de abes bir iştir.Herhangi birimizin kendi kendine tıp ilminde derinleşmesi ve kendisini ameliyat etmesi mümkün olmayan bir iştir.Ya da kendi kendine ders görmeden,bir hocadan ilim okumadan en karışık mühendislik hesaplarını yapması,uzay matematiği ile ilgili problemleri çözmesi düşünülemez.Bu işte muhakkak bir üstada ihtiyacı vardır.Aynen bunun gibi de insanın ahlakını düzeltmesi,erdemlerle dolabilmesi için bir ahlak hocasına ve ruh terbiyecisine ihtiyacı vardır.Kendi kendine ahlakını düzeltmek ve kamil bir insan olmak mümkün değildir. 
Nefis gizli,sinsi,gaddar ve ne zaman,hangi şekilde saldıracağı belli olmayan bir düşmandır.Şeytan ve dünya ise aldatıcı ve hileci düşmanlardır.Bunların elinden kurtuluşun çaresi;selim bir kalbe sahip olmaktır.Eğer insan böyle bir kalb-i selim sahibi değilse,bu yolun üstadları olan sadatlara yani ruh terbiyecisi, hikmet ehli insanlara tabi olmalıdır.Onlar insan sarraflarıdırlar.Keskin zekaları ve ferasetleri ile kişiyi gördüklerinde veya onunla konuştuklarında halini hemen anlamakta ve ona gerekli kurtuluş reçetesini sunmaktadırlar.Bu babta Şeyh İzzeddin Hazretleri(k.s.) bir sohbetlerinde binaları yapan,köprüler inşa eden bir mühendis topluluğuna ; “Sizler ilminiz ile bu yapıları inşa edebilirisiniz.Binaları dikip, köprüler inşa edebilirsiniz.Peki bir insanın kalbinden kini ve nefreti sökebilir misiniz!Ondan dünya sevgisini giderebilir misiniz İşte bu da bizim işimizdir.” demişlerdi.


Bir mürşide bağlanmak ve kendine bir ahlak hocası belirlemek,onun tedrisine girmek özgür olmak içindir.Bu bağlanış birinin bir iple bir ağaca bağlanması gibi bir bağlılık değildir.Çünkü böylesi bir bağlılık kendi alanını daraltmak ve kendini güdükleştirmektir.İrfan yoluna giriş ve maneviyat önderlerine bağlanış zerrenin kendi varlığından geçip,okyanusa dalması ve umman olmasına benzemektedir.Su damlasının bulut olabilmek için kendi nefsinden geçip,eriyerek buhar olmayı kabul etmesi gibidir.Kendini gören,ilmine ve değerine güvenen kimse,ucb belasına düşmüş ve kibre kapılmıştır.Bundan kurtuluş tevazu,ilim ve irfan yolunun ufuk insanlarına tabi olmaktadır. Öyle büyük islam alimleri vardır ki,koca koca külliyatları kaleme aldıktan sonra,kalplerindeki problemleri çözmek için, yaşları ilerlemiş olmasına rağmen tasavvuf ehli alimlerin tedrisine girmiş ve onların rehberliğinde nefis tezkiyesi uygulamışlardır.

7 Mart 2014 Cuma

CUMA DUASI

Cuma Duası
Lailahe illallah Cuma’nın sebebiyle, Muhammedün Resullullah gerek yüzün gölgesiyle dünya ve ahiret muradımı ver.

Melekler duasıyla, Ya vedüdüm, entel maksudum, Kulhüvellahü ehad, bin bir kere ya samed, cennet kapılarını aç, benim günahımdan geç.
Benim günahım varsada senin gibi halikim var. Muhammed Aleyhisselam dostum var.
İlahi kabre vardığım gece lütfeyle, yalnız kaldığım gece bilmediğimi bildir. Kabrimi nur ile doldur. Kevser şarabına daldır, ulu cemalini göster.
Gece gündüz yalvarırım sana dünya ve ahiret muradımı ver bana.
Rabbim Allah, fikrim zikrullah, kalbimin nuru Resullullah, evvelim Allah, ahirim Allah, La ilahe illallah Muhammedün Resullullah.
Cuma gibi günümüz var. İslam gibi dinimiz var. Muhammed gibi şahımız var. Allah dedim, dostum dedim, 99 ismine mühür vurdum, üstüne.
Sırrım sübhanım Allah, derdim dermanım Allah, gafil kuluna gam düşmüş, yetiş imdadımıza ya Muhammed.
Kulhüvellahü ehad, bin bir kere ya samed, ya Allah, ya Muhammed umarız senden şefaat.
Lailahe illallahtır özüm, Muhammed Mustafadır sözüm, ihlas-ı şerif ile yıkadım yüzüm. Ayetele kürsü için sen kabul eyle sözüm.
Bugün Cuma günüdür. Dinim İslam dinidir. Dinimin İslam dini olduğuna, yetmiş binin nısfına, mühürledim üstüne.
Lailahe illallah üç muradım var, biri cennet, bir ırmak diyarını görmek. Aç cemalini göster diyarını.
Ya Resullullah! Aman yarabbi ya rabbena her halimiz malumdur sana, gece gündüz yalvarırım sana. Her zaman sana muhtacım, cemalini göster bana.
Cennetine davet et Allahım kabrimizde rahatlık, sıratta selamet, tatlı canımız sana emanet, son nefesimizde selametler ihsan eyle.
Kabir suallerimiz ahsan eyle, cennetinle cemalini cümleyle beraber bana da nasip eyle.
Lailahe illallah selalar duası için, Muhammedün Resullullah arşı ala gölgesi için hastalara şifa, dertlilere deva, borçlulara edalar ihsan eyle Ya Rabbim.
Elif Allah, Nur Muhammed tez selamet.
Ya Celil, etme zelil, gönder delil. İlahi Yarabbi hacetimi rahmet deryasını ulaştır, duaya açılan elleri icabete eriştir.
Allahım senden başka kimsemiz yoktur. Lailahe illallah arşı alaya Muhammedün Resullullah şükür Mevlaya.
Yarabbi yarabbena her halim malumdur sana, cenneti alada cemalini göster bana.
Lailahe illallah günahlarımız af eyle, Muhammedün Resullullah makamımı nur eyle.
İlahi Yarabbi son nefesimde kendime malik olmadığım zaman bu duamı sana emanet ederim.
Selatü selaya yolladım Mevlaya, sen cümlemizin muradını ver gelecek Cuma’ya.
Lailahe illallah ve cellehü edası ile, Rabbim muradımızı ver melekler duası ile.
Lailahe illallah kalbimizi karartma, rızkımızı azaltma, kabrimizi, daraltma, senden başka kapı aratma, muhannete muhtaç etme.
Lailahe illallah imanla sabır, Muhammedün Resullullah azapsız kabir.
Allahım beni af eyle, her  derdimi def eyle, rızkımızı bol eyle, kabrimizi nur eyle, sual meleklerinin cevabını muktedir eyle.
Evvelim Allah, ahirim Allah, kalbimde beytullah Lailahe illallah Muhammedün Resullullah. “Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlühü” diyerek çene kapatmak nasip eyle Yarabbi.
Allahım şeytanın şerrinden, kabirdeki yılanlardan, çıyanlardan, ölümün dehşetinden, kabirin azabından, sıratın zulmetinden muhafaza eyle Allahım.
Ölümün hayırlısını, üç ayların birisini, Yasinin yarısını okurken ölmeyi nasip eyle Yarabbi.
Amin.

4 Mart 2014 Salı

KUR'ÂN-I 'AZÎM'IN TÜRKÇE HATİM DUÂSI


Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a, (iyi) sonuç müttekîlere mahsûstur. Zâlimlerden başkasına 
husûmet yoktur, Salât-ü selâm, Peygamberimiz Muhammed (aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm)’in, 
âlinin ve ashâbının üzerine olsun. 

Ey Rabbimiz! (Okunan şu hatmi) bizden kabûl buyur. Şüphesiz hakkıyla İşiten, lâyıkıyla bilen 
sensin. 

Ey Mevlâmız! Tevbemizi kabûl eyle, Çünkü tevbeleri en çok kabûl eden ve hakkıyla esirgeyen 
sensin, yâ Rabbî! Bize hidâyet eyle, hakka ve doğru yola ulaşmaya muvaffâk eyle. Kur’ân-ı 
Kerîm’in bereketi ve Peygamber (-i âhır zaman) hürmetine (duâmızı kabûl eyle)! 

Ey Kerîm ve Rahîm olan (Rabbimiz)! Günâhlarımızı fazlın ve kereminle bağışlayan Allâhımız! Bizi 
Kur’ân-ın zîneti ile süsle. Kur’ân’ın kerâmetini ikrâm eyle. Kur’ân’ın şerefiyle yücelt, bize Kur’ân-
ın hil’atini giydir. Bizi Kur’ân’ın şefâati ile cennetle şereflendir. Dünyânın her belâsından ve 
âhıret azâblarından Kur’ân-ı Kerîm hürmetine bize âfiyet ihsân eyle. 

Ey esirgeyen ve merhamet eden (Rabbimiz)! Muhammed ümmetinin hepsini rahmetine eriştir. 

Ey Allâh‟ım! Kur’ân’ı bize dünyâda arkadaş, kabirde yoldaş, kıyâmet gününde şefâatçi ve 
sırat üzerinde bir nûr kıl. Cennete ulaşıncaya kadar refîkimiz; ateşten perde, hayırların 
tamâmına delîl ve önder kıl. 

Ey Kerîm olan (Hâlikımız)! Fazlınla (duâmızı kabûl buyur). Ey Allâh‟ım! Bizi Kur’ân-ın önderliği ile 
hidâyete ulaştır, ateşlerden koru, Kur’ân-ın fazîleti ile, derecelerimizi yücelt, Kur’ân-ın okunması 
sebebiyle, kusurlarımızı örtüver. 

Ey fazl-u ihsân sâhibi bulunan (Allâhım)! Duâmızı kabûl buyur! Yâ Allâh! Kalblerimizi pâk eyle, 
ayıplarımızı setreyle, hastalarımıza şifâ ver, borçlarımıza ödeme (kolaylığı) ihsân eyle. Yüzlerimizi 
ak eyle, derecelerimizi yücelt, atalarımıza rahmet, analarımıza mağfiret eyle. Dînimizi ve 
dünyâmızı ıslâh eyle. 

Düşmanlarımızın toparlanmasına perişanlık ver. Ehlimizi, mallarımızı, şehirlerimizi âfetlerden, 
hastalıklardan ve belâlardan koru. Ayaklarımızı (doğru yolda) sâbit kıl ve inkârcı topluluklara 
karşı bize yardım eyle. Kur’ân’ı ‘Azîm’in hurmetine dileklerimizi kabûl eyle). 

Yâ İlâhî! Okuduğumuz hatmin sevâbını ve nûrunu evvelâ, Peygamber Efendimiz Hz. 
Muhammed Mustafâ (sallellâh-ü aleyh-i ve sellem)’nın rûhuna, bütün enbiyânın rûhlarına 
eriştiriver. Allâh’ın rahmeti, selâmı ve rızâsı onların tamâmı üzerine ve bu zâtların hânedânı,
çocukları, hanımları, ashâbı ve onlara tâbî olanların rûhları ile onların zürriyetlerinin hepsi 
üzerine olsun. 

Bir de babalarımızın, analarımızın, erkek ve kız kardeşlerimizin, evlâdımızın, akrabâmızın, 
sevdiklerimizin, sâdık dostlarımızın, hocalarımızın ve üstâdlarımızın hocalarının, meşâyihlerimizin, 
üzerimizde hakları bulunan kimselerin, erkek ve kadın mü’minlerden hayatta olan ve vefât 
etmiş bulunan kimselerin rûhlarına rahmet ve selâmet ihsân eyle! 


Yâ Rabbî! Bizler dâhî merhumların halleriyle hâllendiğimiz vakitte, bizlere selâmet-i îmân 
nasîbi müyesser eyle. Nefeslerimiz tükenip vâdelerimiz geldiği zaman, ol kelime-i münciye-i 
mübâreke ki buyurun, “Eşhedü El-Lâ İlâhe İllellâh Ve Eşhedü Enne Muhammeden Abdühû Ve 
Rasûlüh” diyerek çene kapamak nasîb eyle. 

İki cihânımızı da mâmûr eyle. Her türlü musibetten bizleri muhâfaza eyle. 

Yâ Rabbî! Günâhlarımızı affeyle. Kusurlarımızı mağfiret eyle. Hatâlarımızı mahfeyle. 
Ayıplarımızı setreyle. 

Aşkını muhabbetini feyzini, bereketini, rahmetini hikmetini, sevgini ve korkunu gönlümüze 
kalbimize sen yağdır yâ Rabbî! 
 Yâ Rabbî! Bizler sana nasıl duâ edeceğimiz bilemiyoruz, Yâ Rabbî! Bizler seni aslâ meth-ü 
senâ edemiyoruz. Sen kendini nasıl övdüysen öylesin. Hazret-i Peygamberimiz sallellâh-ü 
aleyh-i ve sellem sana nasıl duâ ettiyse öyle duâ ediyoruz, kabûl eyle yâ Rabbî! 

Tembellikten, âcizlikten, korkaklıktan, ihtiyarlığın düşkünlüğünden, fakirlikten, cimrilikte, 
borçlu düşmekten, gururdan, kibirden, riyadan, nemîmeden (laf taşımaktan), hasetten, 
iftiradan, iftiraya düşmekten, kötü ahlâktan, ağlamayan-ürpermeyen kalpten, gözden, 
gönülden, büyük küçük bütün günahlardan, gizli âşikâr bilip bilemediğimiz bütün şirklerden, 
gecenin karanlığından, fayda vermeyen ilimden ve aklımıza gelmeyen bütün çirkin işlerden 
sana sığınıyoruz. Nefsimizi ve neslimizi sen muhâfaza buyur yâ Rabbî! 
Yâ Rabbî! Dünyanın her bir köşesinde özellikle, İslâm ülkeleründe ve Türkiyemizde acı ve 
açlık çeken müslümanlara sen imdâd eyle. Devletimizi vatanımızı sen koru. 
Beşeriyyeti îmân nuru ile münevver eyle yâ Rabbî! 
Ey hâcetleri edâ, duâları kabûl eden ve esirgeyenlerin en merhametlisi bulunan (Rabbimiz)! 
Bizim dileklerimizi de kabûl buyur. SELÂM, peygamberler üzerine; HAMD, âlemlerin Rabbi olan 
Allâh-ü Teâlâ üzerine olsun!.. “EL-FÂTİHAHA” 

Tevbe-i İstiğfar Duası


استغفر الله استغفر الله استغفر الله العظيم الكريم اللذي لا الاه الاهو الحي القيوم واتوب اِليْهِ توبة عبد طالم لنفسه لا يملك لنفسه موتا ولا حياة و لا نشوراوَاَسْاَلُهُ لتََّوْبَةَ وَلْمَغْفِرَةَ وَلْهِداَيَةَلَناَ اِنَّهُ هُوَ لتَّوّاَبٌ رَحِيمُ
"Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe'l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve'l-hayyü'l-kayyûmü ve etûbü ileyhi, tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ. Ve es-elühü't-tevbete ve'l-mağfirete ve'l-hidâyete lenâ, innehû, hüve't-tevvâbü'r-rahîm."
"Ya rabbi! Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim, pişman oldum. Küfür, şirk, isyan, günah ve kusur her ne türlü hâl vaki oldu ise, cümlesine tevbe ettim, pişmanlık duydum. Bir daha yapmamaya azm ü cezm ü kast ettim. Sen bu tevbemi kabul eyle. Nefsime uyup, şeytana tabi olup da aynı günah ve kusurları bir daha tekrar etmeme imkan verme, yâ Rabbi. Bir daha iman ve ikrar ediyorum ki, Peygamberlerin evveli Âdem Aleyhisselâm, ahiri ise Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, bu ikisi arasında her ne kadar peygamber gelip geçtiyse, Bunların cümlesine inandım, iman ettim, hepsi de haktır ve gerçektir. Bütün peygamberlere, onlara gönderilmiş olan İlâhi kitaplara ve içindeki emirlere şeksiz ve şüphesiz iman ettim, dilimle ikrar, kalbimle tasdik ediyorum ve yine iman ve ikrar ediyorum ki en son kitap Kur'ân-ı Azimüşşân ve en son Peygamber de Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm'dır." 


"Amentü billâhi ve melâiketihî ve kütübihî ve Rusulihi ve'l-yevmi'l-âhiri ve bi'l-kaderi, hayrihî ve şerrihî minellâhi teâlâ ve'l-bâsü bade'l-mevt. Hakkun, eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh."

3 Mart 2014 Pazartesi

ÇOK GÜNAHIM VAR ALLAH AFFEDER Mİ ?

İnsan hem iyilik hem de kötülük yapmaya müsait bir fıtratta yaratılmıştır. Bu yüzden zaman zaman isteyerek ya da istemeyerek günah işleyebiliyor. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de Allah (celle celaluhu) hangi günah olursa olsun affedebileceğini şu ayetiyle müjdelemiştir:
“Allah, kendisine şirk koşulmasının dışındaki istediği kimselerin bütün günahlarını bağışlar…”
| Kur’a-ı Kerim; Nisa Sûresi, 116. Ayet Meali
Kaynaklarımızda içten yapılan tövbenin Allah tarafından kabul edileceği söylenir. Allah-û Teâlâ;
“Ey iman edenler, nasuh tövbe ile tövbe edin ki Allah da sizin kabahatlerinizi affetsin ve altlarından ırmaklar akan cennetlerine koysun.”  Kur’a-ı Kerim; Tahrim Sûresi, 8 Ayet Meali
buyurarak, yapılan tövbelerin kabul edileceğini beyan eder. Ayette geçen nasuh tövbe ise şu şekildedir:
1. Allah’a karşı günah işlediğini bilerek, bu günahtan dolayı Allah’a sığınmak ve pişman olmak.
2. Bu suçu işlediği için üzülmek, Yaratıcıya karşı böyle bir günah işlediğinden dolayı vicdanen rahatsız olmak.
3. Bir daha böyle bir suça dönmeyeceğine dair kesin bir karar içerisinde olmak.
4. Kul hakkını ilgilendiriyorsa onunla helalleşmek.
Bir rivayette de “Nasuh Tövbe” şöyle tarif edilmiştir:
- Günahlara pişmanlık.
- Farz ibadetleri yapmak.
- Zulüm ve düşmanlık yapmamak.
- Kırgın ve küskünlerle barışmak.
- Bir daha o günaha dönmemek üzere karar vermek.
| Kaynak: bk. Kenzü’l-ummal, 2/3808
İnşâallah bu şartları yerine getirdiğimizde Allah’ın tövbelerimizi kabul edeceğinden ümitvar oluruz. Ancak yine de insan her zaman hem korku ve hem de ümit içerisinde olmalı. Ne ibadetlerimize güvenip övünebiliriz, ne de günahlarımızdan ümitsizliğe düşebiliriz. ”Ben çok iyiyim, bu işi hallettim.” demek ne kadar yanlışsa; “Ben bittim, beni Allah kabul etmez.” demek de o kadar yanlıştır. Zira, suçunu anlayıp tövbe edip, Allah’a sığınmak büyük bir ibadettir. Günah işleyip de daha sonra tövbe ederim gibi bir düşünce de yanlıştır.

Hz. Âişe'nin Dua'sı

Hz.Peygamber (s.a),Aişe validemize hitaben şöyle buyurmuştur:
Ey Âişe! bütün dua'ların mânâlarını içeren cümleler ile dua ederek şöyle de:
Ey Allahım! Ben senden hayrın tamamını, hâzırını, geleceğini, bildiğimi ve bilmediğimi talep ederim. Şerrin bütününden, hâzırından ve geleceğinden, bildiğimden ve bilmediğimden sana sığınırım. Senden cennet ve cennete yaklaştırıcı, söz ve hareketleri isterim. Ateşten, ateşe yaklaştırıcı söz ve hareketlerden de sana sığınırım. Senin kulun ve rasûlün Muhammed'in senden istediği hayrı senden istiyorum. Kulun ve rasûlün Muhammed her neden sana sığınmışsa ben de aynı şeyin şerrinden sana sığınırım. Senden isteğim, bana herhangi bir işi takdir buyurduğun zaman onun neticesini doğrulukla sona erdirmendir.
Ey rahmet edenlerin en fazla rahmet edeni! Bütün bunları rahmetinden talep ederim!121
Hz. Fâtıma'nın Duası
Hz. Peygamber (s.a) (kızı) Fâtıma'ya şöyle demiştir:
- Ey Fâtıma! Sana yapacağım şu tavsiyeyi dinlemekten seni ne men edebilir ki?
Ey hayy ve kayyûm olan Allah! Senin rahmetine sığınarak seni çağırıyorum. Beni, göz açıp kapayıncaya kadar dahi nefsime havâle etme. Durumun tamamını benim için ıslâh
et.122

2 Mart 2014 Pazar

Resulullah'ın dua'sı

Sabah akşam ve her namazın ardından okunması müstehab olan dualar şunlardır.
Rasûlullah'ın Dua'sı
Sabah namazının iki rek'at sünnetinden sonra Hz. Peygamber'in (s.a) okuduğu dua hakkında İbn Abbas şöyle der:
- Rasûlullah'ın nasıl ibadet ettiğini öğrenip, kendisine bildirmem için babam (Abbas b. Muttalib) beni Rasûlullah'ın evine gönderdi. Hâne-i saâdette akşamlamak üzere Rasûlullah'a gittim. Rasûlullah o gece zevcesi olan teyzem Meymune'nin (Hars'ın kızı) odasında bulunuyordu. Geceleyin Rasûlullah kalkarak namaz kıldı. Sabah namazından evvel iki rek'at sünneti edâ ettikten sonra şöyle dua etti:
Ey Allahım! 'Senden nezdindeki bir rahmeti talep ediyorum ki, onunla benim kalbimi hidâyet edip dağınık durumlarımı bir araya getirip ayrı olan hallerimin birleşmesine vesile kılasın. O rahmet ile fitneleri benden uzaklaştırmış, dinimi onunla ıslah etmiş, gizlimi onunla korumuş, hâzırımı onunla yüceltmiş, amelimi onunla geliştirmiş, yüzümü onunla ak etmiş ve yine onun sayesinde bana rüşdümü (dosdoğru yolu seçmek için gerekli temyiz kudretini) ihsân etmiş olasın ve yine o rahmet ile beni her çeşit kötülüklerden masum kılmış olasın.
Ey Allahım! Bana dosdoğru bir iman, kendisinden sonra küfrün yeri ve ihtimali olmayan bir yakîn ihsan eyle ve yine bana bir rahmet ihsân eyle ki, o rahmetin sayesinde dünya ve âhirette senin kerâmetinin şerefine nail olayım.
Ey Allahım! Ben hüküm gününde senden kurtuluşu, şehidlerin mertebelerini, saidlerin hayatını ve düşmanlara galip gelmeyi ve peygamberlerle arkadaş olmayı talep ediyorum.
Ey Allahım! Ben ihtiyacımı sana arzediyorum. Her ne kadar benim görüşüm zayıflamış, kurtuluş yollarım azalmış, amelim kısılmış ise de, ben senin rahmetine muhtacım. O halde her işte kuluna kâfi gelen ve kalplerin mânevi illetlerine şâfî bulunan Allah! Senden istiyorum. Nasıl ki sen, denizlerin arasını karışmaması için ayırıp, muhafaza ediyorsan, beni de ateş azabından, felâket dâvetinden ve kabir fitnesinden koru!
Ey Allahım! Görüşümün kısa olup yetişmediği, amelimin zayıf olup saramadığı şeyi, isteğimin ulaşmadığı hayrı ki sen kullarından kime onu va'detmişsen veya o hayrı ki sen, kullarından kime onu vermişsen- ben onu elde etmek için sana iltica ediyorum. Ey âlemlerin rabbi! Onu senden istiyorum.
Ey Allahım! Bizi hidâyete eren ve başkasını erdirmeye çalışan, dalâlete sapmayan ve dalâlete saptırmayanlardan eyle. Bizi düşmanlarına düşman, dostlarına dost eyle. Bizi öyle bir duruma getir ki, mahlukâtından sana itâat edenleri senin için sevelim ve yine mahlukâtmdan sana muhalefet edenlere, sana düşmanlıkları sebebiyle, düşman olalım.
Ey Allahım! Bu sadece bir duadır, fakat bunu kabul etmek sana düşer. İşte bu yaptığımız çalışma, fakat güvencimiz sadece sanadır. Biz Allah içiniz ve Allah'a döneceğiz. Tâata varmak ve isyandan caymak kuvvet ve kudreti yüce, yüksek, kopmaz ipin sahibi, dosdoğru emrin mâliki olan Allah'ın kudretindedir.
Ey Allahım! Vaîd gününde senden emniyet ister, hulûd (ebediyet) gününde ise rükû ve secdeye varan, daima senin huzurunun şuhûdunda bulunan mukarriblerle beraber cennet isterim. O mukarribler ki, sana vermiş oldukları sözleri yerine getirmişlerdir. Çünkü sen Rahîm ve doğru kullarını çok seven Vedûdsun. Sen istediğini yaparsın. İzzeti (şanına yakışır bir şekilde) giyen Allah her türlü eksiklik ve noksanlıklardan münezzehtir. O daima izzet ile hükmeder. Mecd (cömertlikle) ile giyinmiş ve onunla kullarına nimette bulunmuş Allah her türlü eksikliklerden münezzehtir. Tesbihin sadece kendisine lâyık olduğu Allah, her çeşit noksanlıklardan uzaktır. Fazl ve nimet sahibi olan Allah, her türlü noksanlıklardan münezzehtir. İzzet ve kerem sahibi olan, ilmiyle herşeyi sayıp adedini bilen Allah, her türlü eksikliklerden beridir.
Ey Allahım! Benim kalbimde, kabrimde, kulağımda, gözümde, tüyümde, derimde, etimde, kanımda, kemiğimde, önümde, arkamda, sağımda, solumda, üstümde ve altımda bana nûr ihsân eyle!
Ey Allahım! Nurumu artır. Bana nur ver ve bana nur kıl!

1 Mart 2014 Cumartesi

tawfeeq as sayegh


Allah (c.c)'ı aramak

 Allah (c.c)'ı aramak

Diyelim ki, peygamberler çıkmasaydı veya kitap ve din diye bir şey bırakmasaydı, acaba bizler Allah a inanmaktan bahsedebilir miydik.
Önce hayvanlar, Allah diye bir mevhumu ararlar mıydı..?.
Ben, şahsım adıma, Allah ı aramayı bırak, böyle bir şeyi dahi düşündüklerini sanmıyorum ve duymadım. Sadece insan denilen varlıklardan bir kısmı, Allah a inandıklarını, bir kısmı da İnananların inandıkları Allah ı, inkar ettiklerini gördüm. Allah a inananlar neye inandıklarını, inkar edenler de niçin inkar ettiklerini bilmiyorlar. Bir gurup daha var ki, Kendilerinin Allah olduklarını söylerler. Bunlar da Allah kavramı hakkında çok basit, değersiz, anlamsız manalara sahipler şöyleki. Biz kendi kendimizi yaratamadığımıza göre, bizi bir yaratan var demektir. Önce, Allah yaratıcı”tekvin” olmalıdır, niye yaratılmış olduğumuz için ve ölümsüz”baki” olmalıdır, niye öldüğümüz için, hayatı olmalı, bize hayat verdiği için,
İlmi olmalı, bu kadar harika şeyler yaratmasını bildiği için, bize de öğrenme sıfatı verdiği için, kudreti olmalı, kainatı idare ettiği için, Vücudu olmalı, var olduğu için.
Ayrıca Allah a inanmanın, bulmanın da bir anlamı olmalı, yoksa Allah denilen varlığın insan için bir anlamı olmaz. İnsan ve canlılar yaratıcıdır, yani ürerler ama ölümlüdür. “Tabiat, doğa, Kainat” yaratıcıdır derler doğru söylüyorlar, yaratıyor, üstelik Kainat ölümsüz de, okadar mükemmel ve güzel şeyler yaratıyor ki, fakat, İnsanın yaratmış olduğu “eşya denilen : herhangi bir şeyi, bir masayı, kalemi, makineyi, yaratamıyor.“Burada bir çelişki yok mu! tabiki var. Bunca mükemmel şeyleri yaratan, bunları yaratamaz mı?. Kainat yaratıyormuş gibi görünüyor, hiç ölü bir şey diri bir şeyi yaratabilir mi. Hiç ölü bir şey dirilir mi, hadi ölümü yendi dirildi diyelim, madem ki dirildi, niye ölüyor.
Bütün mesele ölüm meselesinde yatıyor. Ölüm meselesi çözüldüğü an her şey çözülür. Biz bunları söylerken zahiri anlamda söylüyoruz. Öldükten sonra derken bu da yanlış anlaşılmasın, öldün mü işin bitti demektir. Geri dönüşü olmayan durum demektir. Öldükten sonra ne olduğunu ne bilen var nede gören var. Öldükten sonraki mesele hakkında hiçbir ip ucu yok. Sadece bazı tahminler ve reankarnasyon olayları var.
Eğer başta söylediğimiz gibi Peygamberlerin kitap ve dinleri olmasaydı o zaman Kainata Allah demekten başka çaremiz kalmazdı. O da insan ın ölümlü oluşundan yoksa, insan ölümsüz olsa idi, o zaman insan Allah olurdu. Kainatın Allah olması mümkün değil çünkü cansız, insanın Allah olması mümkün değil, çünkü ölümlü.
O zaman başka bir yerde aramak lazım,
1-) Allah o zaman hem kainatın, hem de insanın dışında bir varlık olması gerekiyor.
2-) Allah ın, Kainat ve insan la olan ilişkisini anlamak lazım.
Allah ın Kainatla ilişkisi ne olabilir hiçbir ortak yanı yok. Allah ın insanla ilişkisine baktığımızda, her ikisinin de ortak tarafları var, şöyle ki “Hayat, İlim, İrade, kudret, kuvvet, görme, işitme, kelam, vücud, yaratma”. Gibi sıfatların ortak olduğu görülüyor. İnsan sanki Allah ın bir eşi, yalnız Allah sıfatlarıyla birlikte görülmüyor. Sadece akıl yürüttüğümüzde böyle olması gerekir diyoruz. Fakat insan zahir olup görünmektedir.
3-) Acaba, Allah halk olarak kendisi zuhur etmiş olmasın. Bütün bu filmleri kendi oynayıp kendisi seyrediyor olmasın. Yani yaratılmış insan diye bir şey olmayabilir. Fakat bu sözü kendisi söyleyemez, bu sözü söyleyebilecek ayrı bir varlık olması gerekir. Çünkü kendisi kendisinden ayrı değil ki kendini kendinden ayrı tutsun.
4-) Hem Allah, hem de insan diye bir varlık ta olabilir. Yukarıda söylediğimiz gibi Allah ın sıfatları ile İnsan ın sıfatları ortak, Sanki bir, fakat ayrı iki ilah.
a-) Allah, Kainat tan insana kudretini anlatmaya çalışıyor olabilir, Kainatın mükemmelliğini görmemek mümkün değil, Yöneticisiz olamayacağı aşikar.
b-) Allah, insan dan insana bir şeyler anlatmaya çalışıyor olabilir, Şöyle ki insan Allah ı nerden bulacakta kulluk edecek, bulsa da nasıl kulluk edecek, mümkün değil, ama Allah adına Allah sıfatlarına sahip nasıl olsa insanlar var. Onlara olan hizmet ve yardım, Allah a olan kulluğun yerini tutmaz mı. İnsanlara olan zulüm Allah a isyan olmaz mı.
Gerçi insan hep bunları bir şirk içinde yapar ama.
d-) Allah halk olarak kendisi zuhur edebilir, sözünü alırsak. Bunu söyleyecek bir insan olamaz, çünkü insanın kendisi Allah, Allah ın kendisi insan olacağı için. Allah bu sözü kendine niçin söylesin. Allah kendine niçin insan desin. Allah olmak varken niçin insanlığı seçsin.
Bu sözü ancak şeytan söyler . Söyler de kime söyler. Allah a söyleyecek hali yok, o zaman başka biri daha olmalı, peygambere söylese, peygamberin insan olması gerekir. O zaman peygamber, Allah değil, şeytan değil, o zaman, o, da ayrı bir varlık olmalı.
O zaman da İnsan olarak neden ve neyden yaratıldığımızı düşünmemiz lazım, bu konuya geçmeden önce materyalistlerin düştüğü en büyük hatayı da söylemek gerekiyor. Kainata canlı dediğiniz anda ve irade verdiğiniz zaman otomatikman Kainat Allah olur. İnsanın konumu ne olur İnsan, kainattan daha mükemmel bir varlık değil mi. Apaçık meydanda, insan daha mükemmel bir varlık. O zaman Allah olacak birisi varsa o da insandır. Biraz da peygamberlere değinelim.
Her peygamberin Allah anlayışı da farklıdır. O zaman da en iyi Allah anlayışına sahip bir anlayış gerekiyor.
Örneğin (A)kişisi bir altın sahibi, (B)kişisi on altın sahibi (C)kişisi yüz altın sahibi ve bizi davet eden kişiler olsun. Şimdi en akıllıca davranmak yüz altın verene gitmek değil midir. Allah anlayışıyla birlikte din anlayışının da bir anlamı olmalı, yoksa niye din diye bir şeye lüzum görülsün, o zaman Allah ı dinle birlikte düşünmek gerekmez mi.
Sonra Allah neden kendi dinini kendi anlatıp öğretmiyor, yoksa öğretiyor da insanlar mı anlamıyor, yoksa engelliyen şaşırtan, yanıltan, aldatan bir şey mi var “şeytan gibi”.
Söylediğimiz doğru ki, Peygamber ve Resul gibi insanlar çıkmışlar Allah ve din meselesini anlatmaya çalışmışlar. Çalışmışlar da yine anlatamamışlar, veya anlamamışlar, veya anlamışlar işlerine gelmediği için inanmamışlar, üstelik öldürülmüşler, veya çok daha farklı bir şey var.
Peygamber ve Resuller Allah’ı öyle veya böyle önce anlamışlar sonrada anlatmaya çalışmışlar.
Gelelim kendimize bizler Allah ı anlamak için demek ki peygamber veya resul olmamız gerekiyor.
Ya peygamber veya resul olup, Allah ı bulacağız, yada Allah ı bulup peygamber veya resul olacağız. Allah ı bulacağızki dini bize öğretsin. Dini bize öğretsin ki şeytana karşı koyalım, korunalım. Din niçin gerekiyor, şeytana karşı korunmak için gerekiyor.
Allah ı bulana din ne gerek din şeytana karşı gerek. Allah ı bulan Allah a kulluk eder durur.
Mesele ölmeden önce Allah ı bulmaktır.
Eğer bu anlatılanlara doğru diyorsak, o zaman Allah kendini bize anlatması ve ispatlaması gerekir ki ona inanalım. Bana göre Allah kendini şu kainatta bize yaptıklarıyla bize bir şeyler anlatmakta; şöyle ki, baştan beri anlattıklarım hep birer örnektir, yine kısaca tekrar edersek, diriltmek, öldürmek, başka örneklerle devam edersek, beslemek, insana vermiş olduğu düşünce, dünyanın iradesi olmadığı halde 1-) Güneşin etrafında dönmesi, 2-) Kendi etrafında dönmesi, 3-) Eğilip kalkması, İradesiz bir varlığın bu üç hareketi kendi başına yapması mümkün mü?.
Bütün mesele iradenin ne olduğunun anlaşılamamış olmasıdır. İradenin ne olduğu anlaşılırsa benim ne anlatmak istediğim de anlaşılır.
Yok, anlaşılmazsa benim anlattıklarımda anlaşılmaz.
İRADE ne demektir : Önce sözlük anlamından başlayalım. :İstek. Arzu. Dilek. Emir. Buyruk. Karar verme gücü.
Şimdi örnek verelim : Hayvanlar iradeli yaratıklardır. Şöyle ki kendi yapacakları işlere kendileri karar veriyorlar, dilediği gibi serbest hareket ediyorlar. Ta ki birileri bu iradelerine karşı irade koyana kadar. Demek ki irade kendi kendine karar verme gücüdür.
Şimdi, eğer bu anlaşıldı ise şu örneğe dikkat edin bir insan vardır ki kendi iradesine göre hareket eder, bir insan vardır ki bir başka iradeye göre hareket eder, bir insan daha vardır ki bazı zaman kendi iradesine göre, bazı zaman da başkasının iradesine göre hareket eder.
Bunları niye anlatıyorum, Allah ın iradesi var mı dır, yok mudur. Sözümüzde biz şunu söyledik, insanın iradesi vardır dedik. Şimdi Allah ın iradesi varsa insanın iradesiyle uyuşup uyuşmadığına bakmak gerek. Allah ın iradesi yoksa İnsana olan yaklaşımına bakmak gerek, bu ne demek, yani insan irade eder de “isterse” Allah ta onu yapar, demektir. Yalnız şunu da unutmamak gerekir, bir insan yok ki şu zamanda yedi milyara yakın insan var. O zaman kimin istediği ne kadar ve ne zaman olacak demektir. Yetmediği gibi bir insanın diğer bir insanın isteklerine zıt oluşu da var. O zaman nasıl olacak.
Birazda şeytandan bahsedelim. Şeytan kimilerine göre yok, kimilerine göre var, Allah ın meleği deniliyor, ikinci husus şeytanın iradesi var mı, varsa, kendi başına hareket etme yetkisine sahip demektir. Yoksa kimin iradesiyle hareket ediyor demektir.
Şeytanın iradesi olursa peygamberleri o öldürebilir. Eğer iradesi yoksa, o zaman peygamberleri öldürün emrini kim veriyor. Allah olamaz çünkü o peygamberleri koruyucu konumundadır. Melekte olamaz iradesi yoktur. Şeytan olabilir, çünkü iradesi vardır. Şeytan peygamberlerin düşmanıdır, İradesi olmalıdır, kendi başına hareket edebilsin, ölümsüz olmalıdır, Allah bir şey yapamasın, Tek çare Allah peygamberlere şeytandan korunmak için dini öğretmesidir. Çünkü insan ölümlüdür.
Bu zamana kadar şunları sıraladık : 1-) Hayvan- 2-) İnsan- 3-) Allah-
4-) Kainat- 5-) Kitab ve din- 6-) Peygamber ve resul- 7-) Şeytan ve melek-.
Bunların içersinde sadece Hayvan ve Kainat zahir olup görünmekte, İnsan da sadece sureti itibariyle bilinmekte dir.
Dikkat edersek sadece İnsan denilen varlık diğerlerinden söz etmektedir.
İnsan diğerlerine elbise hükmünde görünüyor. O zaman insan denilen elbisenin içine bakmak gerek. Aynı zamanda kendi içimize de bakmak gerek.
O zaman İnsan temelinde her şeyi düşünmek gerek. Şöyle ki, “Hayvan” insanın nesidir, “Allah” insanın nesidir, “Kainat” insanın nesidir, “Kitab ve din” insanın nesidir, “Peygamber ve resul” insanın nesidir, “Şeytan ve melek” insanın nesidir,
“Hayvan” insanın nesidir :Vücududur.
“Allah” insanın nesidir :İmanıdır.
“Kainat” insanın nesidir :İç Aleminin misalidir.
“Kitab ve din” insanın nesidir:Şeytana karşı silahıdır.
“Peygamber ve resul” insanın nesidir:Aklı ve zekasıdır.
“Şeytan ve melek” insanın nesidir:Melekeleri ve niyetleridir.
Olduğu ortaya çıkar.
Buradan da,
Allah insan dan din”yaşam” olarak zahir olmaktadır. Daha başka bir söyleyişle Allah her insan dan DİN “ fiiliyat, amel, nasihat, ibadet, çalışmak, savaş”v.s gibi zuhur etmektedir. Buradan da şu çıkar dinsiz insan olmayacağı gibi Allah’sız insan da olmaz. Lafa geldimi Allah her şeyi yaratandır deriz sonrada zulmederiz. Yine Kafirleri, Münafıkları, Mü’min leri, Müslüman ları da yaratandır deriz ama yapmadığımız zulüm kalmaz. Bu nasıl bir anlayıştır. Buradan da şu çıkar, her türlü barış Allah la, her türlü savaşta şeytanla olmalı.
Bir de Muhammed a.s. ın Allah anlayışı vardır.
1-) Söze Rahman ve Rahim olan Allah ın adıyla diye başlar.
2-) Yarabbim senden kaçar sana sığınırım der.
3-) Allah : kainata sığmam bana kul olmuş mü’min kulumun gönlüne sığarım der.
4-) Kur’an :Muhammed’e tabi olanlar Allah’a tabi olmuş demektir. Der.
5-) Sorsak insanlara Peygamber nerde, öldü derler, Kur’an ne der : Peygamberlere, Velilere, Şehidlere ölü demeyin onlar diridir der.
Peki a-) Neredeler, b-) Neden yalan söyleniyor, c-) Yalan söyleyenlere ne denir ve kimlerdir. Neden yolu tarif edilmiyor. d-) Şeytan dan niçin bahsedilmiyor.
6-) Kur’an da :Şeytanın söylediklerini Allah söyledi derler. Bu ayetler niçin açıklanamıyor.
7-) İnanç nerde başlar nerde biter.
8 -) İnancın tarifi herkese göre neden farklı.
9-) Peygamber bulunmadan, olmadan, tabi olunmadan, Allah’a iman olur mu.?..Bunlar bilinmeden Allah inancı olur mu?.
Sonuca bakılırsa bütün yollar yanlış tek bir yol doğrudur. Resulün dediği gibi Benim Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak bunun yetmiş ikisi helak olacak.“dinden, imandan çıkacak”.
SONUÇ : Demek ki zahir de kur’an temelinde tabi olunacak bir Allah dostu bulmak gerek

Tevekkül

Bir amaca ulaşmak için gerekli olan her türlü önlemi alarak; elinden gelen tüm gayreti gösterdikten sonra kalben Allah'a bağlanıp ona güvenmek, sonucu Allah'tan beklemek anlamına gelmektedir
Bismillahirrahmanirahim


Hasbiyallahü li dini, ( Dinim için Allah'ım... bana yeter )
Hasbiyallahü li dünyaye, ( Dünyam için Allah'ım bana yeter )
Hasbiyallahü lima ehemmeniy, ( Bana fenalıkla kasd edene karşı Allah'ım bana yeter )
Hasbiyallahü liman beğa aleyye, ( Bana azgınlık eden kimseye karşı Allah'ım bana yeter )
Hasbiyallahü limen hasedeniy, ( Bana hased edene karşı Allah'ım bana yeter )
Hasbiyallahü limen ka'deniy bi suin, ( Bana fenalıkla yaklaşana karşı Allah'ım bana yeter )
Hasbiyallahü ındel mevti, ( Ölüm anında Allah'ım bana yeter )
Hasbiyallahü ındel mes'eleti fil kabr, ( Kabirde sual sorulacağı anda Allah'ım bana yeter )
Hasbiyallahü ındel miyzan, ( Amellerin tartılacağı anda Allah'ım bana yeter )
Hasbiyallahü ındes sırati, ( Sıratı geçerken Allah'ım bana yeter )
Hasbiyallahü la ilahe illa hu aleyhi tevekkeltü ve hüve rabbül arşıl azıym. 
(Bana Allah yeter. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim. O, yüce Arş’ın sahibidir )
AMİN